Yetim
“Yaşadıkları, kafasında yaşadıklarından daha azdı…”
Yetim, Anadolu’nun suskun topraklarından yükselen, bir babanın ve bir çocuğun hayata tutunma hikâyesi.
Bir doğumla başlayan, bir ölümle derinleşen bu roman; kaybın, sabrın ve insan kalabilmenin ne anlama geldiğini yalın ama sarsıcı bir dille anlatıyor.
Ahmet Amca, eşini doğumda kaybetmiş bir baba…
Hasan ise annesizliğe doğmuş bir çocuk.
Hayat, ikisini de erkenden büyütür; biri acıyı içine gömer, diğeri sessizce öğrenir yaşamayı.
Bu roman, sadece bir baba–oğul hikâyesi değil; adalet duygusunu yitirmemeye çalışan bir insanın, acıya rağmen merhametten vazgeçmeyen bir vicdanın, sessiz yaslarla örülmüş bir direnişin romanı.
Köy yollarında, göl kenarlarında, taş atılan sularda yankılanan şey; yalnızca geçmişin acısı değil, insan olmanın ağır ama onurlu yüküdür.
Yetim, okuru hızla tüketilen hikâyelerin dışına çağırıyor.
Yavaşlatıyor. Susturuyor. Düşündürüyor.
Ve en çok da şunu soruyor:
Bir insan, her şeyini kaybettikten sonra nasıl ayakta kalır?
Devamını Oku