Kül Ve Mühür
Güneyin balta girmemiş, gün ışığına küsmüş ormanlarında, bin yıldır "Ata Kanı"nın uğursuz mirasını taşıyan bir kabile yükseliyor: Üç Gözlüler. Geçmişin kanlı gölgelerini ve geleceğin karanlık kâbuslarını görme yetisine sahip olan bu tekinsiz adamlar, hayvanların ruhuna hükmeden iradeleriyle, Kandiyar’daki büyük isyandan beri sessiz bir kıyameti ilmek ilmek işlemektedir. Kendi halklarına birer kurtarıcı gibi görünen bu kadim liderlerin asıl gayesi, diyarı küle çevirecek olan Kızıl Sürü’yü serbest bırakmaktır.
Ancak bu vahşi oyunun tamamlanması için saf ve asil bir kurban gerekmektedir. Görülerinin zayıfladığını hisseden Üç Gözlüler, eski kudretlerini geri kazanmak adına Wager’ın oğlu Arden’i karanlık bir ayinin merkezine yerleştirmenin planlarını yapmaktadır.
Kandiyarlıların Kül Kıyısı’na vurduğu o kanlı gün, bin yıllık planın ilk kıvılcımı olur. Katliamın ortasında kalan Vayra komutanı Kortan, Üç Gözlüler’in tezgahladığı bu kanlı oyunda istem dışı bir kahramana dönüşürken; kaderin bir başka cilvesi Kuzey yolunda uyanmaktadır.
Diyarın "son notası" olarak anılan ve eşsiz görülerle donatılmış genç Arthur, celladı Draxos ile çıktığı bu tekinsiz yolculukta, Üç Gözlüler’in zihnini istila eden rüyalarıyla çarpışır. Arthur, sahte peygamberlerin kurduğu bu kozmik tuzağı bozabilecek ve yaklaşan sonu geciktirebilecek yegâne güçtür. Lakin çocuk lordun önündeki tek engel düşman orduları değildir; o, Beyaz Rahibe’nin doymak bilmez arzuları ile Üç Gözlüler’in karanlık kehanetleri arasına sıkışmış bir dünyada kendi yolunu bulmak zorundadır.
Kanın kanla, rüyanın gerçekle sınandığı bu destanda Arthur; ya bir "Çocuk Lord" olarak kaderine sahip çıkacak ya da Üç Gözlüler’in bestelediği o son, sessiz notada yok olup gidecektir.
Devamını Oku