Karanlığında bir çatlak daha oluştu. Bir başka ışık huzmesi daha bu çatlaktan içeriye sızıyordu şimdi. Şafağın sökmesine çok az kalmıştı. Gün ağarmadan hemen evvel ortaya çıkan ilk ışıklar sarının tonlarına sahipti ve Ulun, bundan daha güzel bir ton olamayacağını düşünüyordu.
Şeytan ona Ulun adını vermişti. Kendisi ise Azrail adını seçmişti.
Çünkü yaşam değil, ölümdü bildiği. Birilerinin kölesi olsa da ölümün efendisi olmayı seçmişti.
Adı Azrail olan bu kara kalpli adamın yüreğini kaptırdığı kadın, sarı saçlı bir periydi. Karanlığının ışığı… Onun Aurora Borealis’i yol göstermeye devam ediyor ve aydınlattığı yolda kulağına fısıldıyordu.
“Tuğra... Senin adın Tuğra. Bu isme tutunduğun sürece her şeyin üstesinden geleceksin. Ve ben hep yanında olacağım.”
Annesi ona Tuğra adını vermişti.
Dinen sağanak yerini dingin bir havaya bıraktı. Alnı genç kadının göğsüne yaslanmış olan adam boğuk, tarazlı bir sesle fısıldadı. Bu kez ona verilen ismi tüm kalbiyle o da seçerek kabul etti.
“Tuğra,” dedi. “Benim adım Tuğra.”
Aniden bastıran bir bahar yağmurunun ardından ortaya çıkan taze toprak ve çimen kokusu havayı kuşatmıştı adeta. Yepyeni, taze bir günü müjdeliyordu.