Bazı aşklar, söylenmeyen sözlerin içinde büyür.
Boğaziçi’nde, yazın birbirine benzeyen sakin günlerinde Suat ile Necip arasında beklenmedik bir yakınlık doğar. Müziğin buluşturduğu bu iki insan, birbirlerinde dile getiremedikleri özlemlerin karşılığını bulurlar.Bir bakış, birlikte geçirilen bir saat, yarım bırakılmış bir cümle… Gündelik hayatın küçük anları, zamanla saklanması giderek güçleşen bir aşkın işaretlerine dönüşür. Fakat mutluluğa yaklaşmak, onu yaşamaya cesaret etmek değildir. Korunması gereken bağlar, incitmekten korktukları insanlar ve susturamadıkları vicdanları vardır.Birbirlerinden uzaklaşmak da yakın kalmak kadar acı verir. Yaz yavaşça çekilirken içlerinde büyüyen duyguya, geç kalmış olmanın hüznü karışır. Eylül, yalnızca mevsimin değil, yaşanabilecekken yaşanamayan bir hayatın da adıdır artık.Mehmet Rauf, Türk edebiyatında psikolojik romanın öncü eserlerinden Eylül’de, aşk ile sadakat arasına sıkışan insan ruhunu bütün kırılganlığıyla anlatıyor. Dışarıdan sakin görünen hayatların içindeki sarsıntıları duyuran, suskunluğun bazen en açık itiraftan daha fazlasını söylediği bir roman.